BATI ANTALYA REHBERİ

Flash Player

Get Adobe Flash player
   KADINLAR GÜNÜ ETKİNLİĞİ BÜTÜN BAYANLAR DAVETLİ(PRGOLE RESTAURANT)       Eskimolar buzdan evlerini nasıl ısıtıyorlar?       Bermuda şeytan üçgeninin sırrı nedir ?       SARDUNYA NIN BÖCEKLERİ KAÇIRDIĞINI BİLİYORMUYDUNUZ       No-frost Özellikli Tabut Üretti!       FİNİKE PORTAKALINI BAHÇESİNDEN KOPARIP GÖNDERİYOR.   
   

 















 
 
KAŞ PATARA
 
 

Bu doğa cenneti güzellikteki yere ulaşım biraz problemli. Şöyle ki: elbette buraya geleceğiniz yer, ulaşım planı çizmek açısından önemli. Antalya yöresinden gelinecek ise: kıyı yolu takip edilebilir. Yani: Antalya-Kemer-Finike-Kaş üzerinden. Bu yolun uzunluğu: yaklaşık 220 km. Ama: bu uzunluğu düşünüp, en kötü 3 saatte giderim demek mümkün değil. Çünkü: kıyı yolu, bazen viraj, bazen bir kenarı uçurum, bazen iniş, bazen çıkış, yani aslında yolcular için muhteşem doğa güzelliğini izlemek açısından çok güzel, ama sürücü açısından zor bir yol.Antalya ve yöresinden buraya ulaşmanın diğer bir alternatifi ise: iç yolu kullanmak. Yani: Antalya-Korkuteli-Söğüt-Fethiye üzerinden buraya ulaşım. Bu yolda: 220 km. civarında, ama kıyı yoluna nispeten daha rahat bir yolculuk sağlıyor.Bunun dışında, herhangi bir yerden buraya ulaşmak istiyorsanız: öncelikle, Fethiye’ye ulaşacak şekilde, yol planınızı çizmeniz gerek. Fethiye’den buraya ulaşım kolay. Ana yolda ilerlerken; “Gelemiş” yoluna sapacaksınız ve 5 km. lik yol, sizi Patara harabelerinin bulunduğu yere ulaştıracak.Bunun dışında: bölgeye uzaklıklar şöyle. Muğla merkez alındığında: Ankara: 622 km. İstanbul: 780 km. ve İzmir: 225 km. Muğla-Fethiye arası uzaklık: 130 km. ve Fethiye-Kaş arası uzaklık ise: 103 km. Yani: Ankara-Kaş arası uzaklık, yani Patara’ya ulaşım: 860 km. civarında.
GENEL:
Patara; Antalya ilinin Kaş ilçesine bağlı bir belde. Antalya-Muğla sınırını çizen, Eşen Çayı’nın doğusunda bulunuyor. Eşen Çayı dedim de, evet, bu çay, binlerce yıldır, buranın kaderini etkilemiş. Kumsalı ikiye bölerek, denize dökülüyor.
Eşen Çay’ının ikiye böldüğü kumsalın, birinci bölümü; kuzey-batı kesimi. Dağ eteğinden başlayan bu bölüm, Özlen Adası önüne kadar uzanıyor. Uzunluk, yaklaşık; 6 km. Genişlik ise: 40-50 m. arasında değişiyor. Son derece düz ve alçak yükseltili bir kumsal. Bu bölümün arkasında ise: hareketli kumullar dikkati çekiyor. Burada: kumsal o kadar geniş ve büyük ki; bir zamanlar, Yeşilçam filimcileri tarafından “Çöl Sahneleri” burada çekilmiş.
Kumsalın ikinci bölümü: güney-doğu yönünde uzanıyor. Uzunluğu: 6-7 km. kadar. Kumsalın bu bölümünde: genişliğin 20 metrelik kısmı, ıslak alan. Bu alanın genişliği, sürekli değişiyor. Bu alanın gerisinde ise: genişliği 500-600 metreyi bulan, hareketli kumul tepelerinin bulunduğu bölüm var. Hafif meyille yükselen bir arazi var. Deniz sahilinden esen rüzgarlar: kumu, ovaya doğru ilerletiyor. Ancak: bu kumların içerilere hareketini önlemek için; Antalya Orman Bölge Müdürlüğü tarafından, 1986 yılından bu yana, bu bölgede, ağaçlandırma çalışmaları sürdürülüyor. Çünkü: hiç bitmeyen rüzgar, bir yere yığdığı kumu, ertesi gün dağıtıp, başka yerlerde tepecikler oluştururmuş. Bunu önlemek için; yeşil bir kuşak oluşturulmuş. Okaliptus ve Kıbrıs akasyaları dikilmiş. Kumuldaki bu dikim, o kadar yoğun olmuş ki; yapılan iş erozyon kontrolun dan çıkıp, orman oluşturmaya dönüşmüş. Ama; elbette bu sonuçta, kumulun topraklaşmasını yaratmış. Yeni dikilen ağaçlar, ortama yabancı olduklarından, son derece hassas olan kumul-su dengesi bozulmuş. Ortamın doğal bitki toplulukları ise, bundan zarar görüyorlarmış. Neyse, bunları uzun uzun anlatmak niye? Çünkü; burada yanlış politikalar uygulanıyor, umarım ileri de, bu güzel cenneti farklı şekilde görmeyiz. Tedbir alırken, dengeleri bozmamaya çalışmak gerek. Bence: halen çoğu yerde uygulandığı üzere, yer yer kamış perdeler, bu kumul hareketlerini önleyebilir. Bir cümle ile bu konuyu bitireceğim. Bu bölgede; binlerce yıl önce, öyle muhteşem ormanlar varmış ki, bu ormanlarda bulunan Ladin ağaçları; Arap akıncılarının buralara kadar gelip saldırmalarına neden olmuş.
Evet, burada, halen bir yerleşim yeri var. Gelemiş Köyü, burada. Kumsala: yalnızca 1.5 km. uzaklıkta.
Evet: burada, Gelemiş Köyü var dedim, ama aynı mekanda kurulu, yıllarca burada muhteşem bir medeniyetin tüm güzelliklerini yaşamış antik bir kent de var. Ayrıca: yine muhteşem bir deniz ve kumsal.
Tüm bunların yanında: kaplumbağaları da unutmayalım. Burası: aynı zamanda caretta carettaların üreme bölgesi. Bu özelliği: sizleri nasıl etkiler? Akşam saatleri ile, sabah saatleri arasında, plaja ve denize girmek yasak.
Tüm bu doğal güzelliklerin korunması amacıyla: Patara, 1990 yılında, Çevre Bakanlığı tarafından “Doğal Çevre Koruma Bölgesi” ilan edilmiş.
 
TARİH:
Tarihi süreç incelendiğinde: Patara’nın en büyük özelliği: Zeus ile Letoon’un çocuğu olan, Tanrı Apollon’un doğduğu yer olması. Apollon, bir Anadolu tanrısıdır. Homeros, İlyada Destanında; ondan, Işıklı anlamına gelen “Pholbos” ve “Ün salmış okçu, Lykia’lı Apollon” diye söz eder. Bu nedenle: Anadolu’lu Tanrı, kardeşi Artemis ile birlikte, bir Anadolu kenti olan Troya’ya daima yardım etmişlerdir. Lykia; antik çağlarda, ışık ülkesi anlamında kullanılmış ve onun baş tanrısı Apollon da, ışık soylu olarak algılanmıştır.
Bu nedenle: şehirde, günümüze kadar henüz bulunamayan, Büyük Apollon Tapınağı’nın ve kehanet merkezinin, Patara’da bulunduğuna inanılıyor.
Ayrıca; buradaki şehri; Su perisi “Lykia” ile tanrı Apollon’un oğlu “Patarus” un kurduğuna inanılıyor. Ne zaman? MÖ.8’nci yüzyılda. Bu tarihe ait, değişik belgeler bulunmuş. En önemli belge ise: Hitit belgeleri. Hitit kaynaklarında, kente: Patar ismi verilerek, bilgiler aktarılmış.
Evet: tarihi sürece fazla girerek, bunaltmamak adına, kısaca bilgi vermek istiyorum. Patara: bir Likya kenti. Uzun süre: Likya yöresinin başkentliğini de yapmış olması önemli. Özellikle: Likya yöresinde, oy hakkına sahip olan, 6 şehirden biri olması bu önemini arttırıyor. Ayrıca: Likya Birliği toplantıları; burada, yani Meclis Binasında yapılıyormuş. Meclis Binası; dünya üzerindeki, ilk bilinen parlemento olması açısından, buranın önemini arttırıyor. Ayrıca: Patara Limanı, hububat deposu ve sevki açısından, büyük önem taşır. Bu nedenle: Doğu Akdeniz’de bulunan, 3 hububat deposundan biri, Patara’dadır. Ancak: 400 metre genişliğinde ve 1600 metre uzunluğundaki Patara Limanı; zamanla, kumla dolmaya başlar. Niye? Çünkü; Ksanthos (Eşen ) Çay’ı, alivyon taşır. Limanın dolması sonucu, gemiler limana giremez, ticaret zayıflar, bataklık oluşur, sivrisinekler artar, sıtma çoğalır, işte, bölgedeki diğer tüm antik kentlerin kaderi, burada da, gündeme gelir. Patara, giderek önemini kaybetmeye başlar.
 
PLAJ VE DENİZ;
Plaj: bu bölgenin en büyük ve en güzel plajlarındandır. Kumsalı; çevredeki kumsalların en uzunu ve en görkemlisidir. Evet: kumsalın uzunluğu: 18 km. Genişliği ise; yer yer 200-300 metreyi buluyor. Kumu: ince. Hemen hemen hiç durmayan rüzgar nedeniyle: rüzgar sörfü yapmak mümkün.
Kumsalın; bu boyutlarda büyük olması; günümüzde, naturist ve nudistlerin, rahatlıkla, çıplak olarak “yüzüp güneşlenebildikleri “ bir sahil olarak, burayı seçmelerine neden oluyor.
Akdeniz’in Patara’ya yönelen dalgalarını boyu, çoğu zaman 1 metreyi buluyor. Dalgalar, denize girenlere soluk aldırmıyor. Metrelerce, insan boyunu geçmeyen deniz, yine de insanı aşan dalgalar yaratıyor olması, deniz severleri her yıl Patara sahillerine taşıyor.
Evet; deniz sığ. Deniz içinde, metrelerce ilerleyin, derinliğin dizlerinizi geçmediğini göreceksiniz. Deniz içi de kum. Ancak: söylediğim gibi, sürekli olarak denizden esen bir rüzgar var. Ayrıca: sürekli bir dalga var. Yani: denizin içine oturup, bu dalgalarla oynaşmak, gerçekten büyük keyf veriyor. Küçük çocuklu aileler için, denizin sığ olması avantaj ama söyledim ya, deniz dalgalı. Bu dalgalar, bazen rahatsız edici olabiliyor.
Her şeye rağmen: Forbes Dergisinin “Dünyanın en iyi 25 Plajı” listesi içinde; evet, Patara da var. İngiliz Sunday Times Gazetesi, Tatil Ekinde, 100 den fazla tur operatörlerine “Gezegendeki en iyi plaj hangisi” sorusu yöneltildiğinde, oyların yarısından fazlasını alan, yine Patara Plajı olmuş. Evet: Patara, açık ara fark ile birinci olmuş.

KONAKLAMA;
Konaklama için birçok seçenek bulunuyor. Tesislerin büyük çoğunluğu: pansiyon ve apartlardan oluşmuş. Yani: konaklama için herhangi bir sıkıntı yok. Yalnızca: konaklama tesisleri, plaj alanının dışında. Tesis seçerken: plaja mümkün olduğunca yakın olanı seçmeniz, konaklama tesisini seçiminizde etken olabilir.
 
KAPLUMBAĞALAR:
Bir zamanlar çakalların yemek listesinde olan caretta carettaların nesli tehlikeye girince, Dünya Doğayı Koruma Birliğinin yayınladığı listede yer almaya başlamış Patara. Akdeniz sahilinde, Dalyan’dan sonra, caretta carettaların ikinci önemli üreme alanı olan Patara sahilleri, nesli tükenmekte olan yeşil kaplumbağaların da, ender görüldüğü yerlerden biri.
Bu nedenle: kaplumbağaların ürküp kaçmamaları için, akşam saatlerinden sabah saatlerine kadar, plaj bölgesine ve denize girmek yasak.

GEZİLECEK YERLER:
Bugün, kentte görülebilecek antik kalıntıların büyük çoğunluğu; hala, kumlar altında. Ancak, son yıllarda yapılan arkeolojik çalışmalarda, kent, üzerini örten kumullardan arındırılmaya başlanmış. Eski Liman; günümüzde, sulak alan durumunda, yani ortada yok.
Kent; gerçekten büyük bir alana kurulmuş. Merkezi oluşturan geniş alan: sık bitki örtüsü, bataklık ve kum altında. Bu doğal doku; kentsel dokuyu gizliyor. Ama yinede, görünen kalıntılar ile, kent, tam bir Roma’lı görünüm sergilemekte.
Antik kalıntılara nasıl ulaşacaksınız? Kaş’a giden yol’da ilerlerken, “Gelemiş Köyü” tabelasına giriyorsunuz, burada, oldukça düzgün bir yolda, yaklaşık 2 km. ilerledikten sonra kalıntılara ulaşıyorsunuz. Bu yoldan geldiğinizde: ilk olarak, kemerli ve bütün olarak korunmuş bir giriş kapısı, sizi karşılıyor. Evet: Roma Zafer Takı.
 
ROMA ZAFER TAKI (METİUS MODESTUS): Kentteki, Roma kalıntılarının en görkemlisi. MS.1 nci yüzyılda yapılmış. Kente girişin simgesi. Üç gözlü. Roma tarzında yapılmış. Kapının her iki yanında ve kemerlerin arasında yazıtlar var. Ayrıca: burada, üstlerinde, geçmişte büstler bulunan, altı konsol görülüyor. Büstler: Lykia’nın MS.100 yılında valisi olan Mettius Modestus ve onun aile üyelerine aitmiş. Yapı da, bu bilgilere göre tarihleniyor. Kuzey cephesindeki bir yazıtta, Zafer Takı’nın: “Lykia’ nın metropolü Patara halkı tarafından “ inşa ettirildiği yazıyor. Bu tak, aynı zamanda, Patara’ya su getiren kanallar içinde kullanılmış.
Evet: bu kapının, batı kısmına doğru ilerliyorsunuz. Bir alçak tepe göreceksiniz. Bu tepede: klasik döneme ait, yüksek kaliteli attika seramikleri bulunmuş.
 
SERAMİK FIRINLARI: Tapınak ile kaya mezarları arasından, sahile kadar inen asfalt yolun hemen doğu kenarında. Burada: beş adet fırın bulunmuş. Bunların kapsadığı alan: 21×12 metre ebatlarında. Kazı çalışmaları sonucu: bu alanın, MS.3 ile 6 ncı yüzyıllar arasında, faal olduğu sanılıyor. Ocak ve fırın ağızlarının tabanı: tuğla plakalar ile döşenmiş. Kentte; bu büyük ölçüde bir seramik üretim kompleksinin çıkarılmış olması: hem Patara ve hem de Lykia bölgesi için önemli. Çünkü: Lykia bölgesinde devam eden kazı çalışmalarında, henüz, seramik üretimine dair herhangi bir tesis bulunamamış.
Bu alanda: yani: Zafer Takı’nın üzerinde bulunduğu tepede: aynı zamanda, uzun zamandır kayıp olan: Apollon Tapınağının bulunduğu sanılıyor. Çünkü: burada yapılan kazılarda, büyük bir Apollon başı ele geçirilmiş. Ama daha önce de söylediğim gibi; henüz bu alanda da tam olarak kazı çalışmaları yapılmış değil.
Tepenin güney eteklerinde: bir yapı var. Kemerli bir çatının birbirine bağladığı, iki odadan oluşuyor. Bu yapı: arkeologlar tarafından, değişik şekillerde yorumlanmış. Hamam veya tersane olabileceği değerlendirilmiş, ancak kesin bir kanıt yok. Çünkü: oldukça kötü bir durumda.
Tepeye doğru ilerlediğinizde: muhteşem bir yapı olan Bizans Bazilikası ve kutsal alanları göreceksiniz. Batı’daki tapınak yapısı: daha da etkileyici. Ancak; yabani bitki örtüsü sarmış durumda.
KORİNT TAPINAĞI: Antik kentte, bugüne dek bulunabilmiş tek tapınak olması açısından ilginç. Muhteşem taşlardan yapılmış. MS.2’nci yüzyıla tarihleniyor. Kapısı: 6.10 metre yüksekliğinde, tek bir odası var. Duvar sıvaları üzerinde: çok zengin mimari süslemeler var. Temizlendiğinde; ortaya daha güzel bir görüntünün çıkacağı kesin. 13×11 metre ebatlarındaki bu tapınağın, kime ait olduğu hakkında bilgi yok.
Evet; Bazilika’nın güneyinde (Tepecik’in güney topuğunda) , daha iyi korunmuş olan: hamam yapısı var. ( Hamam yapısı: Zafer Takının hemen yanındaki Roma Lahitinin batısında kalıyor. )
 
LİMAN-HURMALIK HAMAMI: Diğer hamamlara nazaran, Liman’a en yakın hamam olması nedeniyle, Liman Hamamı olarak isimlendirilmiş. Hamamda bulunan yazıtta yazılı olduğuna göre: “Hamam, yüzme havuzları ve ek dekorasyonları ile birlikte, İmparator Vespasianus (MS.69-79) tarafından, bu amaç için ayrılmış kaynak ve Lykia Birliği tarafından bağışlanmış para kullanılarak inşa ettirilmiş”. Bizans döneminde kullanılmış.
Etkileyici mimarisi var. Kentin en alımlı yapılarından biri. Yan yana dizili, dikdörtgen, 5 mekandan oluşuyor.
Bu mekanlar: birbirlerine kapılar ile birleşiyor. Doğu uçtaki iki küçük odada: fırın bulunuyormuş. Tabanı iri taşlar ve mozaiklerle süslü. Duvarlardaki çok sayıda delik; mermer ve bronz kaplamaları tutturmakta kullanılmış.
İçinde bir yüzme havuzu da bulunan, doğudaki eklenti, çökmüş durumda. Hamamın güneyinde: tuğla örgülü ve tonoz örtülü dükkanlar var. Hamam yapısı: yanındaki devasa bitkiler nedeniyle: Hurmalık Hamamı olarak da isimlendiriliyor.
Hamamın 100 metre ilerisinde; son yıllardaki kazılarda ortaya çıkarılan, ilginç bir buluntu daha var. Bu bir yol klavuzu. 2.35 x 1.60 metre ebatlarında ve 5.50 metre yüksekliğinde. İmparator Cladius’un emriyle, İl Genel Valisi Ouintus Veranius tarafından yaptırılmış. Lykia şehirleri arasındaki mesafeyi göstermesi açısından, son derece önemli. Bu dünya karayollarının en eski ve en kapsamlı, yol levhasıdır. (Belki hatırlayanlar olabilir, bir benzeri de İstanbul’da var, ama bu daha muhteşem olması açısından ilginç)
Evet, Hamamın güney duvarını takip ederek ilerleyen bir cadde göreceksiniz.
 
SÜTUNLU CADDE (HADRİAN GRANARİUMU) : Bu cadde: kentin omurgasını oluşturuyor. Kuzeybatıdaki Limanı, güneydeki Devlet Agorasına bağlıyor. Ancak, günümüzde, bataklık suyu içinde kalmış olması nedeniyle, yalnızca 100 metrelik bölümü açılabilmiş. Genişliği: 12.60 metre. Anadolu’nun en geniş ve iyi korunmuş caddelerindendir. Doğu kenarına: 1.50 metre genişliğinde, bir yaya kaldırımı döşenmiş. Caddede: araba tekerlek izleri yok. Altından ise, kanalizasyon geçiyor. Cadde üzerinde, bu kanalizasyon sistemi ile bağlantı için: atık su ağızları yapılmış.
Her iyi yanı: sütunlarla sınırlandırılmış. Bunların oluşturduğu, üzeri örtülü bölümün arkasında dükkanlar bulunuyor. (Hamamın güneyindeki dükkanlar)
Burada: hamama yakın yerde: dikkatinizi çekebilecek bir çukur var. Ortaya yakın yerde, döşemeler sökülerek açılmış. Çapı: 3.50 metre derinliği ise 1.50 metre. Bu çukurun: hamamı süsleyen heykelleri ve iç duvarları kaplayan mermer levhaları; Hıristiyanlık döneminde kirece dönüştürmek için yapıldığı söyleniyor. Onca muhteşem sanat eseri, bu çukurda yakılarak kirece dönüştürülmüş.
Tepenin yamacında: kuzeydoğu eteğinde: Tiyatro var.
 
TİYATRO: Kurşunlu Tepe’nin kuzey eteğine yaslanmış. Görkemli bir görüntüsü var. Kent merkezine girenler: uzaktan tiyatroyu görebiliyorlar. Anadolu’nun en büyük tiyatroları arasında sayılabilir. MÖ.3’ncü yüzyılda yapıldığı tahmin ediliyor. Son düzenleme ise; MS.4’ncü yüzyılda yapılmış. Gladyatör oyunları için, orkestrası yeniden şekillendirilmiş.
Seyirci kapasitesi sayısı: 5000 civarında. Oturma yerlerini, üst sıralara dek dolduran kum örtüsü nedeniyle, üst bölümler iyi korunarak günümüze gelebilmiş. Ama, maalesef, yarıya kadar kumla dolu.
 
Sahne binası: ağaçlar altında kalmış. 3 katlı. Uzunluğu: 41.5 metre ve genişliği ise: 6.50 metre. Bağımsız bir bina. Yani: sahne binası ile oturma yerlerinin birbirinden bağımsız olması ilginç. Alt katta: sahneye açılan 5 kapı ve pencereler var. Üst katta: yine kemerli pencereler görülüyor. Sahne binasının dış duvarı üzerindeki bir yazıtta: “ Patara vatandaşlarından biri olan Vilia Procula’nın babasının inşa ettirdiği Proskene Binası, heykelleri ve mermer kaplamaları ile kendi inşa ettirdiği sahne binasını: MS.147 yılında; Patara şehrine, İmparator Antonius’a ve şehrin tanrılarına adamıştır.” yazılıdır. Zemin katına: iki yan kapıdan giriliyor. Oyunların sergilendiği sahne: iç duvarın önünde uzanıyor. Buraya: yanlardan, birer özel kapı ile giriliyor. Girişlerde: tonoz örtü yok.
Doğu girişinde: duvara kazınan bir yazıtta: “İmparator Tiberius döneminde (MS.14-37), Tiyatroda, Tanrı Apollon’un rahibi olan Polyperkhon tarafından yaptırılan bir onarımdan “ söz edilmektedir. Yani: bu durumda, tiyatronun ilk yapım tarihinin: daha da eskilere dayandığı görülüyor. Yapı: 1884 yılında büyük bir deprem geçirmiş.
Evet, Tepenin en üst noktasında: ne olarak kullanıldığı hakkında, pek çok tartışma yapılan, garip bir yapı bulunmakta.
SU SARNICI: Bu yapı: çapı ve derinliği : 9 metre olan, dairesel forumlu bir kuyu. Kuyunun tam ortasında: taştan yapılmış bir ayak yükseliyor. Bu ayak: zeminden itibaren 1.8 metre yükseklikte. Özenle kesilmiş, kare taş bloklardan oluşuyor. Her bir sırada: 3 blok var. En alttaki 9 sıra, çok iyi korunarak günümüze kadar ulaşmış.
Kayadan kesilerek yapılmış, dik merdivenler ile aşağıya iniliyor.
Evet, bu kuyunun işleviyle ilgili olarak değişik görüşler ortaya atılmış. En mantıklı görüş:

 
 



 
 
 
ARENATÜRK İNTERNET & BİLİŞİM HİZMETLERİ
Google Rank Checker

Sitetistik